Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemize gönderi yapmadan önce kayıt olmanız gerekmektedir.

Kullanıcı Adı
  

Şifre
  





Forumda Ara

(Gelişmiş Arama)

Forum İstatistikleri
» Toplam Üye: 2
» En Son Üye: webadmin
» Toplam Konular: 159
» Toplam Yorumlar: 318

Ayrıntılı İstatistikler

Son Konular
Sirin Elma Masalı
Forum: İlk Okul Masalları Pdf
Son Mesaj: Sizinsayfaniz
23-05-2020, 10:09 PM
» Cevaplar: 1
» Okunma: 14,309
Neseli Ispanak
Forum: İlk Okul Masalları Pdf
Son Mesaj: Sizinsayfaniz
23-05-2020, 10:08 PM
» Cevaplar: 1
» Okunma: 10,185
Fil Fefe’yle Serçe Pırı
Forum: İlk Okul Masalları Pdf
Son Mesaj: Sizinsayfaniz
23-05-2020, 10:07 PM
» Cevaplar: 1
» Okunma: 9,201
Çizmeli Kedi Masalı
Forum: İlk Okul Masalları Pdf
Son Mesaj: Sizinsayfaniz
23-05-2020, 10:06 PM
» Cevaplar: 1
» Okunma: 8,410
Cesur Portakal
Forum: İlk Okul Masalları Pdf
Son Mesaj: Sizinsayfaniz
23-05-2020, 10:05 PM
» Cevaplar: 1
» Okunma: 8,562
Becerikli Domatesler
Forum: İlk Okul Masalları Pdf
Son Mesaj: Sizinsayfaniz
23-05-2020, 10:05 PM
» Cevaplar: 1
» Okunma: 5,446
Kayıp Kanguru Masalı
Forum: İlk Okul Masalları Pdf
Son Mesaj: Sizinsayfaniz
23-05-2020, 10:03 PM
» Cevaplar: 1
» Okunma: 5,519
NASRETTİN HOCA FIKRALARI
Forum: İlk Okul Masalları Pdf
Son Mesaj: Sizinsayfaniz
23-05-2020, 09:53 PM
» Cevaplar: 1
» Okunma: 5,742
Windows Otomatik oturum a...
Forum: İşe Yarar Bilgiler
Son Mesaj: Sizinsayfaniz
25-06-2019, 09:18 PM
» Cevaplar: 0
» Okunma: 10,123
ALCATEL MOVE SERIES - Alc...
Forum: Nasıl Bulurum?
Son Mesaj: Sizinsayfaniz
14-09-2018, 07:01 PM
» Cevaplar: 1
» Okunma: 16,758

 
  ACI
Gönderen: Sizinsayfaniz - 22-11-2008, 04:15 PM - Forum: HİKAYELER - Yanıtlar (1)

Sizin icin ne derece önemi var bunu bilmiyorum ama ben bu satirlari yazarken gözümden damlalar akiyor klavye üzerine. Erkekler aglamaz lafi bana göre degil. Ağlamaktan hiç utanmadim,duygularim,acilarim beni bogdugu zaman hep agladim.Yine agliyorum... Sizleri tanimiyorum ama sizlerle paylasmak istiyorum.Lütfen;bu satirlara bir seven olarak sahip cikin ve lütfen yazili satirlar olarak geçmeyin.Okudukça yeryüzünde insanlar neleri yasarmis diyeceksiniz buna eminim. Bir memur ailenin en küçük çocugu olarak babamin tayininin çiktigi bir köye tasindik.Huzursuzdum,okulumu bir köy okulunda okumaktansa ,sehirde medenice okumak istiyordum.kaydimi yaptirdi babam okula.ilkokul 4. siniftan basladim köy okuluna.Beni bir sinifa verdiler.Öğretmen köyde yabanci oldugumu biliyordu ve hangi siraya oturmak istiyorsan otur dedi bana.Bir kizin yani bostu sadece oraya oturdum.Hayatimi adadigim,gidisiyle beni bitiren insanla ilk o zaman taniştim.ismi Altinay idi.Cocuk yasimda bile onun güzlligi beni çok etkilemisti.Masmavigözleri,gamze yanaklari ile arada bir bana dönüp gülüsü,yanliş yazdiğgim notlarimda kendi silgisiyle defterimdeki hatayi silmesi beni o minik yasimda ona bagladi.O dönemlerde cocukça bir arkadaslikti. Zaman ilerledikçe onsuz tek saniye geçiremiyordum.ya ben onlara gidip ders çalisiyor, yada o bize geliyordu.Mükemmel bir paylasimciydi.Yüregini,sevgisini,dostlugunu daha o yasta vermisti bana.ilkokulu birlikte okuduk ve ayni sirada bitirdik.Hep onunla hep ona biraz daha alisarak. Ortaokula geçtigimizde ailelerimize rica ettik ve bizi ayni okula yazdirdilar, hatta ayni sınıfa,hatta ayni siraya oturmamiz için babalarimiz öğretmenlere adeta yalvardilar.Başarmistik.yine ayni siradaydik.Geride kalan ilkokul dönemindeki iki yilda anladimki onsuz hayat bana huzur vermiyordu.Yasimiz olgunlaştikça o beni,ben onu daha çok seviyordum.Çocukca baslayan arkadasligimiz sevgiye aska dönüsmüstü ortaokul yillarimiz bitmek üzereyken.sehir merkezinde.Ailelerimiz liseye geçtiğimiz sirada ortak bir karar aldilar.Buna göre tek ev kiralayacak ikimiz ayni evde kalacaktik.Annemde bizimle kalacakti.Allahim o karar bize iletildiğinde dakikalarca sarmaş dolaş kutlamistik bunu.Ona a sik olmustum.Ayni duygulari oda paylaiyiordu ve bunu farkeden ailelerimiz okul bittiginde evlendirelim diye karar almıilardi bile.Ona tapiyordum artik.Hasa allaha sirk kosar gibi günah islercesine seviyordum.ilk elini tuttugumda sakin bir daha birakma demistim. Yanaklari kizarmisti,utanmiş ve basini önüne ! egmis,gülümsemis ve elimi siki siki kavramisti.Artik hergün elele tutuşup okula gidiyor okuldan çikarken elele dolasiyor geziyor öyle gidiyorduk evimize.Arada bir elleri terler ve her terleyiste elini elimden kurulamak için çekerdi.Bunu her yaptiginda kizar elimi birakma diye azarlardim,hep tamam tamam diyerek gülümser ve hizla elini avucuma sokustururdu. Hersey harikaydi,dünya cennet gibiydi gözümüzde.Yillar akip gidiyordu mutluluk içinde.Nihayet liseyide bitirmek üzereydik.karne dönemi gelmisti.Karnelerimizi aldik hiç kirigimiz yoktu.Sevinçle sarildik birbirimize elimi tuttu.bunu kutlamak icin bir cafeye gidip cola icerek kutlayacaktik.Okulun az ilerisinden geçen bir çakil yol vardi.Her zaman toz duman içinde olurdu.çakillarla kapliydi.O yolun benim ve ölürcesine sevdigim insanin ayrilmasinda bu kadar rol oynayacagini bilsem hiç girermiydik o yola.Neler vermezdim o yolu yürümemek için. Eli yine elimdeydi,ansizin elini çekti,terlemisti yine eli.Sanirim dört adim atmistim.Dönüp yine azarlayacaktim.Çünkü hem elimi birakmis,hemde geride kalmisti.Dönüp baktigimda Dünya basima yikildi.Sanki gökkubbenin altinda kaldim.yerdeydi ve yüzünden kan fiskiriordu.ne yapacagimi bilemedim üzerine kapandim yüzüne yapismis saçlarini kaldirdigimda hayatimıibitiren o görüntüyle karsilastim.Basi kesilmis bir tavuk gibi çirpiniyordu.Suratina bir taş parçasi biçak gibi saplanmisti ve bakmaya doyamadadigim mavi gözlerinden biri akmisti.Suratinin yarisi yoktu.Hirliyordu bana biseyler demek istiyor kanla kapli diğer gözünü temizleyerek bana biseyler demeye çalisiyordu.Yoldan geçen bir kamyonun tekerinin altindan firlayan bir tas suratina saplanmisti.Ölürcesine bir aski,gelecegimizi kibrit büyüklügünde bir tas parçasinin bitireceğini bilemezdim.Donuk donuk hiç konusamadan yüzüne bakmaktan baska bisey yapamiyordumEllerini tuttum kaldirdim basini gögsüme dayada ve elimi siki siki tuttu.Akan kan ellerimize damliyordu.Yoldan geçen bir araba durmuş bizi seyrediyordu,hastaneye yetistirelim dediimde kanli oldugu için almadi ve kaçti gitti.Kimse arabaya almiyordu.çevreme bakip yardim eden demekten,ona dönüp seni seviyorum,beni birakma,dayan demekten baska bisey yapamiyordum.iki dakikalik bir çirpinistan sonra kucagimda öldü.Cennet olan Dünya 5 dakikada cehenneme döndü.Tam dokuz yil oldu onu yitireli.Kendime olan güvenimi yitirdim.Artik kimseyi sevemem,kimsede beni sevemez korkusundan kurtaramiyorum kendimi.Bitkisel hayatta gibiyim.Tek elimde kalan bu net.bu net araciligiyla sizinle paylaşmak istedim.Yitiren,yada ben yitirenle paylaşmak isteyen herkese elleri terlese bile ellerimi birakmamalari sartiyla elimi uzattim.Dost,kardes,arkadas ne olursaniz olun ama elimi birakmayin.Size sesleniyorum, elimi birakmayin lütfen...

Bu öğeyi yazdır

  MUTLULUĞUN GİZİ
Gönderen: Sizinsayfaniz - 22-11-2008, 04:14 PM - Forum: HİKAYELER - Yanıtlar (1)

Bir tüccar Mutluluğun Gizi'ni öğrenmesi için oğlunu insanların en bilgesinin yanına yollamış. Delikanlı bir çölde kırk gün yürüdükten sonra, sonunda bir tepenin üzerinde bulunan güzel bir şatoya varmış. Söz konusu bilge burada yaşıyormuş.
Bir ermişle karşılaşmayı bekleyen bizim kahraman, girdiği salonda hummalı bir manzarayla karşılaşmış: Tüccarlar girip çıkıyor, insanlar bir köşede sohbet ediyor, bir orkestra tatlı ezgiler çalıyormuş; dünyanın dört bir yanından gelmiş lezzetli yiyeceklerle dolu bir masa da varmış. Bilge sırayda bu insanlarla konuşuyormuş ve bizim delikanlı kendi sırasının gelmesi için iki saat beklemek zorunda kalmış.
Delikanlının ziyaret nedenini açıklamasını dikkatle dinlemiş bilge, ama Mutluluğun Gizi'ni açıklayacak zamanı olmadığını söylemiş ona. Gidip sarayda dolaşmasını kendisini iki saat sonra görmeye gelmesini salık vermiş.

"Ama, sizden bir ricada bulanacağım", diye eklemiş, delikanlının eline bir kaşık verip sonra bu kaşığa iki damla sıvıyağ koymuş. "Sarayı dolaşırken bu kaşığı elinizde tutacak ve yağı dökmeyeceksiniz."

Delikanlı sarayın merdivenlerini inip-çıkmaya başlamış, gözünü kaşıktan ayırmıyormuş. İki saat sonra bilgenin huzuruna çıkmış. "Güzel, demiş bilge, peki yemek salonumda ki acem halılarını gördünüz mü?
Bahçıvan Başı'nın yaratmak için on yıl çalıştığı bahçeyi gördünüz mü?
Kütüphanedeki güzel parşömenleri fark ettiniz mi?
Utanan delikanlı hiçbir şey görmediğini itraf etmek zorunda kalmış. çünkü bilgenin kendisine verdiği iki damla yağı dökmemeye çabalamış, başka bir şeye dikkat edememiş.
"Öyleyse git, evrenimin harikalarını tanı", demiş ona bilge, "oturduğu evi tanımadan bir insana güvenemezsin."
İçi rahatlayan delikanlı kaşığı alıp sarayı gezmeye çıkmış. Bu kez, duvarlara asılmış, tavanları süsleyen sanat yapıtlarına dikkat ediyormuş. Bahçeleri, çevredeki dağları, çiçeklerin güzelliğini, bulundukları yerlere yakışan sanat yapıtlarının zarafetini görmüş. Bilgenin yanına dönünce gördüklerini bütün ayrıntılarıyla anlatmış.
"Peki sana emanet ettiğim iki damla yağ nerede?" diye sormuş bilge.
Kaşığa bakan delikanlı, iki damla yağın dökülmüş olduğunu görmüş.

"Peki", demiş bunun üzerine bilgeler bilgesi, "sana verebileceğim tek bir öğüt var: Mutluluğun Gizi dünyanın bütün harikalarını görmektir, ama kaşıktaki iki damla yağı unutmadan."

Bu öğeyi yazdır

  FIRAT
Gönderen: Sizinsayfaniz - 22-11-2008, 04:14 PM - Forum: HİKAYELER - Yanıtlar (1)

Fırat'ın bir yakasında yaşayan bir delikanlı ile öbür yakasında yaşayan güzel bir kadın varmış. Birbirlerine aşık olmuşlar.
Delikanlı her gece Fırat'ın sularında yüzerek karşı yakaya geçer sevgilisine ulaşırmış.
Şafak sökmesine yakın delikanlı sevgilisine öpücük kondurup Fırat'ın azgın sularına girip öbür yakaya geçermiş.
Bu gecelerce böyle sürüp gitmiş. Yine bir gece delikanlı Fırat'ı geçip sevgilisinin yanına gitmiş.
Şafak sökerken delikanlı veda öpücüğünü vermek üzere kadının yanına sokulmuş, kadına dikkatle bakarak;
Senin bir gözün ama mıydı !demiş.
Kadın o zaman delikanlıya bakarak;
Sen sen ol sakın ola bugün Fırat' a girme demiş.
Delikanlı kadından ayrılmış , Fırat'a girmiş ve azgın dalgalara karşı koyamayıp boğularak ölmüş.
Bizim delikanlı gerçekte çok iyi yüzme bilmiyormuş, duyduğu aşkmış onun dalgalar karşısında güçlü kılan aşkının gücü sayesinde Fırat'ı geçermiş.
O aşk bitincede....

Bu öğeyi yazdır

  ÇOCUKÇA
Gönderen: Sizinsayfaniz - 22-11-2008, 04:13 PM - Forum: HİKAYELER - Yanıtlar (1)

ÇOCUKÇA BİR HİKAYE

Sorarsanız, en zor olan nedir, diye,
Çocuk şiiri yazmaktır, derim.
Bunun için, ya çok iyi bir çocukluk yaşamak,
Ya da çocuk gibi olmak gerekir.
Bir tuhaftır, çocukların dünyası,
‘Büyümüş de küçülmüş.’ derler ya.
Umutluyum, ben de büyüyüp çocuk olduğumda,
Deneyeceğim, çocuk şiiri yazmayı.

* * *

Hep oyun oynanır çocukken,
Büyükler özenir oynayan çocuklara.
Onun için kızarak,
Bozarlar oyunlarını.
Aslında bu kızgınlıkları,
Kıskançlıktandır.

* * *

Haydi bir deneyelim birlikte,
Çocuk şiiri yazmayı.
Oyun oynamak gerekir bunun için,
Dedik ya, çocuk olmak gerekir, diye.

Eskiden oyalanacak şey yoktu,
Hep oyun oynanırdı, kız-erkek,
Akran komşu çocuklarıyla.

Diyelim bir erkek çocuğu, on yaşında,
Cin gibi. Komşu kızıyla birlikte bahçede;
‘Oyun oynayalım mı?’ diyor çocuk,
‘Adı ne?’ diyor beriki,
‘Gönlüm sende’ diyor oğlan.

* * *

O yaşlarda, hep gönüller,
Bir taraflara kaymaya başlar.
Ben, on iki yaşındaydım,
İlk kez aşık olduğumda,
Bilmem utanmam mı gerekiyor bundan.


Boynuz kulağı geçermiş derler,
Saçı iki yandan kurdelalı,
Minicik sarı saçlı bir kıza,
Yan bakarken oğlum,
Henüz yedi yaşındaydı.
‘Hayatımda ilk kez âşık oldum’ demişti,
Hayatı ne kadardı ki!

* * *

Dönelim oyunumuza. Oğlan der ki;
‘Sen bana ellerini ver, ben sana gönlümü vereyim.’
Kız düşünür, ellerini vermesi kolay.
Her ne kadar bilmiyorsa da ne olduğunu,
Gönül daha kıymetli olmalı,
--Annesine sorardı akşam olunca.--
Kesin kazanırdı oyunu.

‘Tamam.’ der kız, verir ellerini oğlana,
Oğlan erer muradına,
--O yaşta ne olsun ki!--
Sımsıkı tutarken kızın ellerini,
Kız hiçbir şey almaz ama,
O da vermiştir herhalde,
Diye düşünür, gönlünü.
Çocuklar aldatmaz çünkü,
--İstisnalar hariç--
Bence aldatmak büyüklere mahsustur.

Oğlan der ki; ‘Ben sana kıyamam,
Vereyim sana ellerini geri,
Ama gönlüm sende.’
Böylece bırakıp kızın ellerini,
Kalkıp gider.
Kız kalakalır öylece,
Oyun bitmiştir ama,
Borçlu kalmıştır oğlana.
Çocuk bu ya,
Gönlü olmadan,
Üzülür mü acaba diye düşünür.
--Bunu da annesine sormalı.--

* * *

Meselenin şiir yönüne sonra bakalım.
Dedim ya çocuklar bir tuhaftır,
Her zaman bir adım öndedirler sizden,
Çocuk olmak, hiç kolay değildir.


Diyelim yirmi beş yaşındasınız,
Diyelim çocuk olmak istiyorsunuz,
Bir kız arkadaşınızla,
Bu oyunu oynayacaksınız.
İş düşünceden fiile geçtiğinde,
Bir nokta koyarız, biz de, tam buraya,
Rengini siz düşünün.....

* * *

Şimdi bakalım şiirimiz nasıl oldu;

“GÖNLÜM SENDE
Ellerini ver bana,
Ben gönlümü vereyim.
Öyle seviyorum ki seni,
Kıyamam ellerine,
Al senin olsun.
Ama gönlüm sende.”

Diyeceksiniz ki, bunun neresi çocuk şiiri,
Canım, siz de, hiçbir şeyi beğenmiyorsunuz.
Dedik ya çocuk şiiri yazmak zordur diye.

Büyüyüp çocuk olduğumda,
Tekrar deneyeceğim,
Çocuk şiiri yazmayı...

Bu öğeyi yazdır

  OKUL KAPISI
Gönderen: Sizinsayfaniz - 22-11-2008, 04:13 PM - Forum: HİKAYELER - Yanıtlar (1)

Yavaş yavaş tırmanıyordu merdivenleri birazdan dönüp sınıfa girecekti.Anlamsız bir güne başlayacaktı karşıdan bir süre seyretti LiSeLi KıZ.Sınıf aynı sınıf,sıralar aynı sıralardı.Bir kaç gün canlandı gözünün önünde.Her zamanki gibi camdan bakıyordu.okul kapısından sevgilisinin girmesini bekliyordu LiSeLi KıZ.Ders boyunca okul kapısına baktı.LiSeLi KıZ.Ne olmuştu,neden gelmemişti sevgilisi.Oysa her zamanki gibi geleceğim demişti SeVGiLiSi.Ağır ağır indi merdivenleri hep onu düşünüyordu.Neden neden gelmedi diyordu belki de işi çıkmıştı geç kalmıştı.Tesellilerle avuturken kendini mahalleye gelmişti:Fakat fakat oda neyin nesiydi.Bu kalabalığa bir anlam veremedi LiSeLi KıZ.Dayanamadı yolda oynayan bir çocuğa sordu. Ve; birden elindeki kitaplar düşüverdi öylece kalakaldı.LiSeLi KıZ.Gözleri kararıyordu.Bir ağaç fidanı düşüverdi yere.Gözlerini açtığında annesini gördü "Ne oldu yavrum neyin var"diyordu.Konuşmak istemiyordu.LiSeLi KıZ.Fakat tıkanıverdi.Birden hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.LiSeLİ KıZ.Kimse anlam veremiyordu.Ne olmuştu;niye ağlıyordu.Sevgilisine ağlıyordu.Genç yaşta toprak olan sevgilisine.Ağladı göz pınarları kuruyana dek.Kapıda seyretti.LiSeLi KıZ.Sınıf aynı sınıf,sıralar aynı sıralardı.Geçti oturdu cam kenarındaki yerine.Yine seyrediyordu okul kapısını.Bambaşka bakıyordu.Oda ne? Sevgilisi bakıyordu.El sallıyordu ona.Kırılan camın sesini duymadan bırakıverdi kendini boşluğa.Sınıf arkadaşları toplanmış başına ağlıyordu.O ise camlar ve cam kırıkları arasında gülümsüyordu.LiSeLi KıZ.Beyaz gelinliği giymişti.Okul kapısında sevgilisinin hayalini bekliyordu.Belki kimse görmeyecekti LiSeLi KıZ ile SeVGiLiSi nin ruhlarını.Ecelin bile ayıramadığı bu sevgiyi

TÜM SEVENLERE ÖRNEK OLSUN
DİYORDU LiSeLi KıZ...

Bu öğeyi yazdır

  AYAZDA İKİ YÜREK
Gönderen: Sizinsayfaniz - 22-11-2008, 04:12 PM - Forum: HİKAYELER - Yanıtlar (1)

Bu sabah beni uyandırmadan işe gitti. Giyindiğini duydum, ama kalkmadım. Kalkmak istemedim. Bir ara yatağa eğilip bir süre yüzümü seyretti. Soluğunu hissettim. Uyumadığımı fark etti sanıyorum. Ama bir şey demedi. Gözlerim kapalıydı, ama yüzüme umutsuz bir hüzünle baktığını hissettim. Günlerdir doğru dürüst bir şey konuşamıyoruz. Birbirimizden saklanarak yaşıyoruz sanki. Oysa bir yıl önce ne büyük bir hevesle başlamıştık birbirimizi sevmeye... 5 aydır bende kalıyor. Günlük hayatın o basit, o bayağı ayrıntıları sevgimizi acımasızca kemiriyor. Ama o bu konuyu açmaktan ısrarla kaçıyor. Ne zaman ilişkimizin nereye gittiğini konuşmak istesem, ya konuyu değiştiriyor, ya kaçamak cevaplar veriyor...
Kalktığımda mutfakta notunu gördüm: Sevgilim, öyle güzel uyuyordun ki, uyandırmaya kıyamadım. Bu gece işyerinde nöbetçiyim. Beni merak etme. Sevgiyle, yazıyordu...
Notunu okuyunca gözlerim doldu. Bir bıçağın ucu kalbimde hafifçe gezindi sanki... Ona karşı hoyrat davrandığımı hissettim bir an. İlişkimizin sürmesi için asıl çırpınan oydu sanki. Bir de bana bu aralar çok ihtiyacı vardı. Başka bir eve taşınacak gücü yoktu. Aslında ben de onu hayatımdan kolay kolay çıkaramazdım. Bir tek onunla huzur içinde uyuyabiliyordum. Bu sevginin en gerekli koşullarından biridir, bilirsiniz. Ama başka bir sevgiliyi, başka bir aşkı özlüyordum. Ve bu kentten uzaklara, çok uzaklara gitmek istiyordum. Hem onsuz uyuyamıyordum, hem de çok yalnızdım. Ben ondan uzaklaştıkça, o da benden uzaklaşıyordu. Uzaklaştıkça ruhumuz üşüyor, üşüdükçe de örtünüyor, birbirimizden gizleniyorduk. Gizlendikçe daha bir yalnızlaşıyorduk...
Bütün gün onu düşünüp içtim. Başka hiçbir şey yapmadım. Akşam oldu. Şehrin ışıkları yandı. Kalktım internetimin başına geçtim. Aslında yaptığım büyük bir hataydı. Bu ilişkiyi tamamen bitirebilirdim. Ama nedense kendime karşı koyamadım. Ve internette onun sayfasına girdim... Sayfasının ismi Ayazdaki Bir Yürek?ti. Fransız yönetmen Claude Saute'nin bu filmini birlikte gözyaşları içinde seyretmiştik... Filmin ismini günlerce sayıklayıp durmuştu. Benim de yüreğim hep ayazdadır, diyordu. Sinema tutkunuydu. Para bulduğunda çekmeyi düşündüğü bir sürü senaryosu vardı... Ama parası hiç olmuyordu. Zamanının daraldığını düşünüyor, yaptığı işlerin onu asıl yapmak istediklerinden uzaklaştırdığını fark ettikçe hırçınlaşıyor, bu yüzden çalıştığı yerlerde fazla barınamıyordu...
Kendimi tiyatrocu Ümit olarak tanıttım ona... Dedim ya, yaptığım büyük bir hataydı diye...
- Sizi tanımak istiyorum.. Ben tiyatroyla uğraşıyorum. Adım Ümit. Arada sırada dublaj yaparım. Adını söyledikten sonra, onu aramama iten nedenin ne olduğunu sordu.
- Sitenizin ismi Ayazda Bir Yürek. Yanılmıyorsam bu bir filmin adı.
- Evet, Claude Saute?nin filmi. Çok etkilenmiştim. Siz seyrettiniz mi?..
- Seyrettim. Ben de çok etkilenmiştim. Sinemayla ilgilisiniz galiba.
- İlgili ne demek. Sinema benim tek tutkumdur. Senaryo yazıyorum. En büyük idealim yazdığım senaryoları çekebilmek... Ama para meselesi işte...
- Şu an ne iş yapıyorsunuz?
- Reklamcılıkla ilgili bir dergide editörlük yapıyorum. Çok sıkılıyorum ve atılmam an meselesi... Sizin işler nasıl?
- Pek iyi sayılmaz, hatta berbat diyebilirim. Tiyatro çevresini bilir misiniz, bilmem. Hep ahbap çavuş ilişkileri geçerlidir. Yoz, çürümüş bir dünya. İdealist, dürüst insanlara yer yoktur bu dünyada...
- Desenize sinema dünyasından pek bir farkı yok. Peki söyler misiniz, bizim gibi insanlara ne zaman şans tanınacak?
- İşimiz çok zor. Ya kurallara uyacağız, ya da köşemizde bekleyip hüzün biriktireceğiz...
- Hayır, ben köşemde oturup beklemek istemiyorum. Mutlaka bireyler yapmalıyım.
- Şu an neredesiniz?
- Lanet olası işyerimdeyim. Bitirilmesi gereken sayfalar var. Yarın dergi baskıya girecek. Ya siz, siz neredesiniz?
- Ben evimdeyim. Ve canım hiçbir şey yapmak istemiyor.
- Yalnız mısınız?
- Evet, yalnızım.
- Birlikte olduğunuz kimse yok mu?
- Neden sordunuz?
- Hiç işte, öylesine sordum.
- Hayatımda biri var. Ama şu an evde değil.
- Peki siz, sizin hayatınızda biri var mı
- Evet, var...
- Ne iş yapıyor?
- Yazar. Oldukça da tanınmış bir yazar. Bir yılı aşkındır beraberiz.
- Nerede yazıyor?
- Nerede yazdığını söylemesem. Onu bilmenizi istemiyorum. Kitapları da var. Peki, siz ne zamandır birliktesiniz?
- Ne tesadüf bizim de ilişkimiz bir yılı aştı. Ama yolunda gitmeyen şeyler var. Tıkandık. Galiba. Birbirimizden gizlenerek yaşıyoruz ne zamandır. Aynı evdeyiz, ama birbirimizden çok uzaktayız...
- Bizim ilişkimiz de pek farklı sayılmaz. Biz de tıkandık. Ne zamandır yoğunlaşamıyor bana. Varsa yoksa yazıları ve okurları. Bazen beni görmediğini bile düşünüyorum. İlişkimiz tıkandıkça kendini yaptığı işe daha çok veriyor ve benden daha çok uzaklaşıyor.
- Hayatında başka biri olabilir mi?
- Biri değil, birileri var. Flört etmeyi çok sever. Ama ilişkiler biraz derinleşmeye, ciddileşmeye başlamaya görsün, hemen bitirir. Bağlanmaktan çok korkar.
- Peki, nasıl katlanıyorsunuz bu duruma, çok zor olsa gerek. Ben olsam dayanamazdım. Ayrılmayı düşünmüyor musunuz?
- Çok düşündüm. Ama bu konuda biraz korkağım galiba. Bir de ona çok alıştım. Yalnızca onunla uyuyabiliyorum.
- Sizin de hayatınıza başkaları giriyor mu?
- Evet, giriyor. Ama hiçbiri onun yerini tutmuyor. Hay Allah, neler konuşuyorum sizinle ben böyle... Ben en yakın arkadaşlarımla bile bunları rahat konuşamıyorum...
- Ama bana rahatça anlatıyorsunuz...
- Bilmiyorum, belki sizi hiç tanımadığım için, bana bir yabancı olduğunuz için bu kadar rahatım sizinle... Hiç tanımadığı insanlara daha kolay anlatıyor insan kendisini... Peki, siz birlikte olduğunuz insanla her şeyinizi konuşabiliyor musunuz?..
- Evet, desem yalan olur. Ben de sizin gibi hiç tanımadıklarıma daha rahat anlatıyorum kendimi...
- Sevgilinizin yerinde olmak istemezdim...
- Ben de sizin sevgilinizin yerinde olmak istemezdim.
- Hayatımız ne kadar yorucu değil mi? Belirsizlikler beni çok yıpratıyor. Her şey net olsun isterdim. Hiç tanımadığım birine en gizli şeylerimi anlatmak bana acı veriyor. Kendimden utanıyorum. Ama yine de yapıyorum. Ne kadar yalnızım demek ki, ne kadar susamışım birine kendimi anlatmaya... Sabah işe gelirken onu uyurken seyrettim. Öyle masum görünüyordu ki... Neden hiç başladığı gibi sürmez ilişkiler...
- Aşk çok güzel bir şeydir, ama kısa ömürlüdür.
- Kısa ömürlü olduğuna inanmıyorum. Aşkta Sahip olduklarımızın değerini bilmiyoruz, hemen tüketiyoruz. İlk günlerimizi öylesine çok özlüyorum ki. Soluk alamazdım bazen. Kış günü bütün pencereleri açardım. Yanımdayken bile özlerdim. Soluksuz kalıp öleceğim sanırdım hep. Nereye dokunsam ona dokunmuş gibi olurdum. Nereye gitsem beni gördüğünü hissederdim. Tanrım gibiydi o. Bedenime dokunurdum ve dokunduğum yer hazla titrerdi. Çünkü kendime dokunduğumda ona dokunmuş gibi olurdum. Kanardı dokunduğum heryerim, tıpkı onunla sevişirken kanadığı gibi... Ama son zamanlarda onu öptüğümde bir boşluğu öper gibiyim... Artık birbirimize tahammül etmek zorundayız. Para biriktiriyorum, ayrı bir eve çıkmak için. Bir süre daha onun evinde kalmaya ihtiyacım var.
- O bunları biliyor mu?
- Biliyor, ama bunları hiç konuşmuyoruz onunla. Gitmemi bekliyor sanırım. Yalnızlığı ve yazılarıyla baş başa kalmak istiyor ve uzaktaki bir sürü sevgilisiyle... Ayazda iki yüreğiz biz şimdi...
- Soluksuz kalırdım, dediniz ya, aklıma bir şey geldi. Gazetelerden birinde yazmıştı. Küçük bir çocuk karpuz yerken, kaçırmış. Aradan günler geçmiş. Çocuk gittikçe soluk almakta zorlanıyormuş. Tıkanmaları artınca doktora götürmüşler. Röntgen çekilmiş ve soluk borusunda karpuz çekirdeğinin kök yaptığı görülmüş... Soluğunu tıkayan buymuş. Hemen ameliyata sokmuşlar ve bu kökü söküp almışlar. Çocuk rahat soluk almaya başlamış. Ama birkaç gün sonra ölmüş!.. Aşktan söz edilince hep bu olay gelir aklıma. Aşıkken soluk almakta zorlanırız,ama aşk olmayınca, onu bizden aldıklarında ölürüz. Ve kimse niye öldüğümüzü anlamaz...
- Çok kötü oldum. Bütün bedenim ürperdi.Bana ne yaptınız böyle. Her şeyi unutmaya çalışıyordum oysa. Bütün duygularım ayaklandı birden... Sizde anlayamadığım bir şey var...
- Nasıl bir şey?
- Sanki sizi çok eskiden beri tanıyormuşum gibiyim... Biliyor musunuz, insanda uzun yola çıkmak duygusu uyandırıyorsunuz.
- Aşık olduğumu hissettiğim anlarda uzun bir yola çıkmayı çok isterim..
- En çok nereye mesela?..
- Trabzon?daki Uzungöl?e... Orada hem kendinizi sonsuzluk içinde hissedersiniz, hem de acı veren, ama şefkatli bir korunaklılık içindesinizdir.... Tıpkı aşk gibi...
- İnanmayacaksanız belki ama, ben de orasını düşünmüştüm.Ne tuhaf, internette kurulan dostluklara, yakınlıklara pek inanmaz, gülüp geçerdim. Ama şu an sizi görmeyi ve yüz yüze tanışmayı öyle çok istiyorum ki...
- Farkında mısınız, sabah oluyor?..
- Evet, vaktin nasıl geçtiğini fark etmemişim bile. Peki siz, siz benimle yüz yüze görüşmek istiyor musunuz?
- İstemiyorum, desem yalan olur... Hatta ben sizinle hemen bugün Uzungöl'e yola çıkmak istiyorum..
- Siz ciddi misiniz, yoksa benimle dalga mı geçiyorsunuz?
- Hayır, hiç olmadığı kadar ciddiyim. Ama siz bu yolculuğa hazır mısınız, sorun o...
- Hazırım... Ben biraz deliyimdir. Siz benim deli yanımı bilmiyorsunuz daha...
- Peki işiniz, asıl önemlisi sevgiliniz...
- İşimin canı cehenneme. Zaten bugün yarın çıkartacaklardı. Onlar atmadan ben ayrılırım şerefimle...
- Peki sevgiliniz?..
- Nasıldı o dizeler: Can çekişen aşkları vurmalı, Vurmalı ve sıradan bir intihar süsü verilmeli... Akif Kurtuluş?un dizeleri yanılmıyorsam..
- Sevgilinizin yerinde olmak istemezdim...
- Nerede ve kaçta buluşuyoruz?
- Atatürk Kültür Merkezi'nin önünde, saat 12.00?de... Peki sevgilinize ne diyeceksiniz?
- Onu arar, her şeyi söylerim, o işi bana bırakın. Hadi, şimdilik hoşça kalın... Ve birkaç dakika sonra telefonum artarda kez çaldı. Açmadım tabii ki, telesekreter devreye girdi. Telesekreterin sesini iyice açtım. Konuşması tedirgindi. Beni incitmekten korktuğu belliydi: Canım, birbirimizi çok sevdik, ama ne zamandır sevgimiz bizi korumuyordu.Son günlerde ikimizde çok yalnızdık. Bitmesi ikimiz için de iyi olacak. Seni hep güzel anmak istiyorum. Uzun bir yola çıkıyorum. Beni merak etme ve bekleme. Belki bir gün seni ararım. Hiç beklemediğin bir anda... Seni incittiysem bağışla.
Evet, ben de en az onun kadar deliydim. Hemen bavulumu hazırlamaya koyuldum. Beni görünce ya mahvolacak ya da uzun yola çıkacaktık. Birlikte ne zamandır çıkmayı düşlediğimiz, ama bir türlü çıkamadığımız o uzun yola...

Bu öğeyi yazdır

  DOSTLUK MU? AŞK MI? İŞ Mİ?
Gönderen: Sizinsayfaniz - 22-11-2008, 04:12 PM - Forum: HİKAYELER - Yanıtlar (1)

Beni tanımaya çalışan dostlarımın sürekli şikayetleri olur.

Farklı bir yapım olduğunu söylerler ama sonuçta çözemezlermiş beni... Buna şaşırmadım zaman zaman bende kendimi çözerken kördüğüm oluyorum.
Hayatımın büyük bir çoğunluğu çalışma odamda ki bilgisayarla geçiyor. İşim yazmak olduğu için bazen ev halkı içerde hayat var mı!. diyerek kapımı tıklatırlar.
Ben yoğun olursam cevaben öksürürüm sesim işitilirse kapının arkasında kız kardeşimin sesi duyulur.

Tamam anne merak etme yaşıyor!...

Sanırım bilgisayarla aramızı kıskanırlar ama çaktırmazlar. Korkarım annem bilgisayarı yakında şikayet edecek, düşünebiliyor musunuz annem hakim karşısında elleri kenetli boynunu bükmüş halde feryat ediyor.

Valla hakim bey bu gavur malı bizim oğlanı ayarttı!..

Evlilik cüzdanın da gelin resmi yerine bu bilgisayarı görüyorum. Uyku neyim gözüme girmiyor. .............!?

Hakim daha konuşmaya başlamadan da eklerdi sanırım.

"Yalanım varsa iki yüz elli altı ram çarpsın ki doğru hakim bey".

Şaka bir yana zaman zaman hayatımdaki dünyasal varlıklarla aramı koparsa da diş dünyayla bağım kopmadı. Fazla vakit ayırmak zararlı biliyorum önceki yazımda bahsettiğim gibi denge kurmak gerekiyor. Bir bilgisayarla dışarı çıkıp yüzmeye gidemezsiniz değil mi?!.

Düşünsenize bilgisayara mayo giydiriyorsunuz, salına salına havuzun kenarında dolaşırken erkekler laf atıyor. Abi kafası kaç ram bunun!...
Avrupalı mı?...
Görüntü kartı kaliteye benziyor gibi!..

Bu duruma bilgisayarın kızıp adamları kovalarken çıkardığı cırtlak sesle kendini müdahale ettiğini katmıyorum tabi. Kaçan adamlardan birisi arkasını dönüp,...

"Abi ses kartı bozulmuş bunun değiştir yoksa dırdırcı olur" diye eklerse; ben işin içinden çıkamam. Şimdilik büyük sorunlar yaşamayalım diye bende bilgisayarımda evde tedbir olarak kalmayı daha uygun görüyoruz. Dostluğumuzu inkar etmiyorum yazılarımda yardım edişini ama...
Dostluk başka!...
İş başka!...
Aşk başka!....

Bu öğeyi yazdır

  HOŞÇAKAL AŞKIM
Gönderen: Sizinsayfaniz - 22-11-2008, 04:11 PM - Forum: HİKAYELER - Yanıtlar (1)

Sensiz gelecek sabahlara “merhaba” derken aslında hüzün sesi işitiyorum.Güneş doğuyor “merhaba hüzün” diyorum.

Kuşlar geliyor gök yüzünden yüreğime; kırıntıları veriyorum seviniyorlar, hiç pahasına doyuyorlar senden arta kalanla.
Sonra gidiyor işte,..gidiyorlar.
İçimde zamansız göç mevsimlerin başlıyor aniden. Senden yana ayrılık fısıldıyor rüzgarlar kulağıma gidişini hatırlatarak; bitmiyorlar çaresizliğim gibi vuslatının içinde.

Omuzum da gençliğimden arta kalansa; yorgun ihtiyarın tebessümünde bir o kadar ağırlaşıyor bilsen? yoruluyorum. Ansızın yağmur yağıyor güneş açıyor tepelerde, çiçekler içimde buza dönüyor;Bir saat daha uzaklaşıyorum kalan baharlardan bilsen.

Akşam oluyor güneş çekiliyor içimde ; yüreğim çekiliyor tepelerin ardındaki yaralı kızıllığına.
Gözlerimi arıyorum sonra bir duvar adımı, bir kapı arkası karanlığında. Eski bir mumun titrek ışığında buluyorum sonra sen olan gözümü.Ağır ağır bir parça çalıyor Eric Clapton dan
“Wonderful tonight” diyor yüreğim heyecanlanarak “ben gece diyorum” sonra üzülüyor üzülüyor seni hatırlayarak...

Titrek ışığında bir mumun ömrü kadar dans ediyor seninle yiten özlemlerim eriyor bilsen; bu gece, yani şu yüreğimin yıkık duvarında. Salata yapıyorum sana unutarak; kek yapıyorum çay demliyorum yüreğimi avutarak, buharıyla cama adını yazıyorum ismimin yanına.

Kapıyı açık bırakıyorum sonra; kış geliyor, kar geliyor, soğuk geliyor ve sen gelmiyorsun...

Bir sabah geliyorlar birini götürüyorlar bu evden görmüyorsun ki gözüm... “Benden başka kimse yok ki” diyorum bu evde!.. anlamıyorlar.

“Kapı açıkmış donmuş” diyorlar...

“Salata” diyorlar,..

“kek” diyorlar.

Lanet olsun “çay buz tutmuş” diyorlar...

Ve!... camda kalan isminin yanındaki “çoktan ölmüş” diyorlar...

Bu öğeyi yazdır

  GELİYORLAR!
Gönderen: Sizinsayfaniz - 22-11-2008, 04:11 PM - Forum: HİKAYELER - Yanıtlar (1)

Annesinin sesiydi, ağlıyor ve söyleniyordu. Gözlerini ovaladı. Kim gelmişti bu saatte ?

Acele yer yatağından fırladı. Basma entarisini giydi. Hızla oda kapısını açtı. Üzüm gözlü annesine sokuldu, sarıldı... Yumuşacık, sıcacık annesi : ‘’Eh, yetti gari, canımdan bezdim!’’ diyordu. Hayatta minderin üstüne oturmuş, ellerini dizlerine vura vura yakınıyordu. Yumuk elleriyle gözyaşlarını sildi, yanaklarından öptü, yeniden sıkıca sarıldı. Henüz anlamamıştı olup biteni…

Annesi, kollarının altına alıp yavrusunu, öptü yanaklarından. Sıcacıktı göğsü, tüm vücuduna akan bir ılıklık hissetti, dayadı başını iki göğsünün arasına, suskundu, dinliyordu sadece: “ Kör olmayasıca! Aldı başını gitti yine. Üstünde iç don, fanilâ ve yalınayak. Ay başı tuttu! Gece gündüz belli değil, geldiler mi kaçıyor. Bıktım, usandım büyük Allah’ım! Onca hocalar da bilemedi derdini. Hastane kapılarında çürüdüm, bir şeyi yok bu adamın dediler hep.” Gözyaşları simsiyah saçlarına akıyordu küçük kızın, alnında ıslaklığını hissetmeye başladı. Kalktı, bez mendil buldu, sildi gözlerini, yüzünü annesinin, mendili tutuşturdu eline. Burnunu sildi kadıncağız, hıçkırıklar dinmiyordu: ” Ah! gülüm ahhh! Seni bu hallere getirenler kahrolsun! Ortalıkta kimseler de yoktur şimdi, ya kör kuyulardan birine atarsan kendini! Ne olur benim hallerim? Sığırtmaçlar çoktan yol aldılar, kovalıkta kimseler yoktur ki, seni bulup da tutsalar, getirseler.”

Anlamıştı olup biteni şimdi, doğruldu, hayat dedikleri terasın üç dört basamaklı merdivenlerini ikişer atladı, lastik ayakkabılarını giydi, tahtadan sokak kapısının tokmağını çekti, kovalık yoluna koşmaya başladı. Sokağın bitiminde upuzun, köylere giden toprak yol uzanıyordu. Bir iki seslenenler oldu, ne oldu? diye. Aldırmadı, duymamazlıktan geldi. Aklı fikri babacığında idi. Ya kör kuyulardan birine düşer ve koca koca yılanlar onu sokarlarsa ? Daha da hızlandı. Ovalığa gelmişti, yoldan ayrıldı, sazlıkların arasına daldı. Sanki bir ses vardı, ona gel! diyen. O tarafa doğru bocaladı bacakları. Hem ilerilere bakıyor, hem de çalılıkların arasındaki taşlık yolu izlemeye çalışıyordu. Güneş’in ışıkları sırtını fazlaca okşamaya başlamıştı. Saç diplerine kadar terlemiş, alnından göz kapaklarına, oradan da boynuna akıyordu damlalar. Güllü entarisi bacaklarının arasına sıkışıyor, terden vücuduna yapışıyor, koşmasını engelliyordu. Elbisesinin eteğini çekiştirip duruyordu bu yüzden, hızını kesmiyordu ama.. Dikenler takılıyordu ara sıra bacaklarına, çizilen yerlerden kanlar akıyordu. Ne sırılsıklam olmuş vücudu ne bacaklarındaki sıyrıklar ve akan kanlar ne de gittikçe daha fazla yakan Güneş’e aldırmıyordu. Bir an önce bulmalıydı maviş babasını…

Bir karaltı gördü uzaklarda. Umutlandı, bacaklarına kan geldi, uçacak gibiydi. Gözleri yalnızca karaltıyı izliyor, bir an önce yaklaşmaya çalışıyordu. Nasıl da yuvarlanıverdi aniden! Önündeki engeli görmemişti. Şimdi de ayak parmakları acımaya başladı. Kocaman bir taş tökezlenmesine sebep olmuştu. Umurunda değildi, toparlandı, koştu yine soluk soluğa, karaltının olduğu tarafa… Dikkatliydi ama şimdi, düşmeden ulaşmalıydı hedefe. Bastığı yerleri ve varacağı yeri biliyordu artık.

Gittikçe ikileşti karaltılar. Yaklaştıkça belirginleşti gördükleri. İki adamdı o karaltı. Onlar görmüştüler belki, sormalıydı. Nefesi duracak gibiydi heyecandan, ümitten. Yaklaştıkça kalbi daha hızlı çarpmaya başladı. Babasıydı adamlardan biri. Son hızla koştu, babasının kucağında buldu kendini. Öptü öptü doyasıya, yavrum! diyen babası sımsıkı sardı kollarıyla. Bir zaman öylece kaldılar. Ağlıyordu ikisi de.

Yaşlı adam : ‘ Evlat dediğin budur işte !’ dedi. ‘Bak yavrum ! Babanıza göz kulak olun. Peşini bırakmayın. Kendini kaybedince ne yaptığını bilmiyor.’ Bu kör kuyunun başında babası ile oturan kimdi bilemedi küçük kız. Bir daha da görmedi onu.

Sarıldılar baba kız. Eve vardılar. Annesinin yüzü gülüyordu. Ağabeyi okuldan dönmüştü. Yer sofrası kuruldu, olanlardan konuşulmadı. ‘ Yavrularım ! Sizler benim canımsınız.’diyordu can babası. Her seferinde böyle olurdu. Hatırlamaz, bilmezdi yaptıklarını. Soran da olmazdı. Neden? Korkarlar mıydı? Hayır, hatırlanmak istenmezdi ailece. Korkulu anlardı, bir dahaki sefere kadar suskun kalırlardı. Bilirlerdi, annesinin deyimi ile yeni ay göründüğünde başlardı kaçmalar.

Kimdi gelenler? Neden kaçardı? Kimselerin olmadığı kıyı köşe aramasına sebep olan iç dünyasında neler vardı? Senelerce bilemedi küçük kız.

Yıllar birbirini kovaladı. Anne oldu küçük kız. Araştırdı, buldu: Kurtuluş Savaşı’nın anılarıydı iki yüreğin derinliklerinde gizlenen. Ana oğul saldırılara uğramışlardı. Namus ar bilip saklamışlardı yaşadıklarını.

Bedenleri isyandaydı ama. Babaanne son nefesini geliyorlar! geliyorlar! diyerek divan altlarında verdi. Çocukları bile bilemediler nedenini…

Babası ise huzurluydu, son yolculuğa merhaba! dediğinde. Küçük kızı yanındaydı her zamanki gibi. Birlikte okudular, şükrettiler Yaradan’a.

Savaşlar olmasın, canlar yanmasın.

Bu öğeyi yazdır

  ROMEO DEDİLER
Gönderen: Sizinsayfaniz - 22-11-2008, 04:10 PM - Forum: HİKAYELER - Yanıtlar (1)

Hatırlıyor musun!.. seninle ilk karşılaştığımızda cayır cayır ortalık yanmıştı. Güzelliğini görünce deli gibi kalbim dört nala fırlayıp sonra frenleyememişti de; kalbine çarpıp şangır şungur dağılmıştı ayaklarının önüne. Eğilip toplayacaktım parçalarını yüreğimin, gözün gözümde kilitlenmiş ve ben yardıma muhtaç hale gelmiştim eğilemedim.

Bu benim ilk kazamdı ve suni teneffüse bile zaman kalmamıştı. Sana bir sır vereyim dünya böyle bir kazaya daha hiç rastlamamıştı.

Sonra gülümsedin birdenbire; biliyordum ki acemiliğime gülüyordun.
Biraz mahçup bir halde yüzümün kızartılarını saklarken yavaş yavaş sen yanıma gelmiştin. Ve o ilk kelimen;merhaba....

Aman Allah’ım merhaba dedi duydunuz mu bana?!..İnanamıyorum kulaklarım çınlıyordu,..bir anda çıldıran çizgi film kahramanları gibi çenem yere yapışmış ben kafamın üstün de sek sek oynuyordum çevrende!..
Kendime geldiğimde titrek bir sesle ancak cevap verdim mmeerhaba!.
İçimden farklı bir gezeğende oturduğuna dair şüphelerim vardı,ya da seni ailen farklı bir kalıpla yaratıp sonra o kalıbı kırmıştı.

Tüm bunları düşünürken yürüyelim dedin!..yine şüphelendim. Evet dedim bir anda demesine de,...
Ya uzak bir gezeğende oturuyorsan?!..
Yürüyerek yarım saat alır mı orası?!..
Dönüşte ya yolu bulamazsam!..
Tüm bunları düşünürken bovling topu gibi kafamın içindekileri dağıtan o kelime her şeyi silmişti.
Senden çok hoşlanıyorum!.
Bu kelime sihir gibi bir şeydi!..bir anda yüreğimizin kraliyet sarayında Johann Strauss un Tales from the vienna woods parçası çalıyor ve ağır çekimde bakışlarımız vals yapıyordu...senden çok hoşlanıyorum!.... senden çok!.. senden!.. s.....
Sanki içime bir çiy damlası düşüp titretmişti!..baharlar bu kelime hatırına serilmişti yolumuza, sanki çiçekler kar gibi yağıyordu başımıza.
Bir kuş tutup ellerimizden uçurmuştu sanki gökyüzüne. O seni ilk evine bıraktığım günü hatırlıyor musun?..sanki uzun yıllar öncesinden tanışıp aşık olmuş ayrılamamıştık. Bir türlü elin kapıya gitmiyor bana bakıyordun bende içimden dualara başlamıştım, biraz daha beklemeni istiyordum yüzüne uzun uzun bakmak,...gözlerinde farklı anlamlar keşfetmek ve deli gibi sarılıp ayrılmamak istiyordum.

On beş dakika öylece birbirimize bakmıştık,belki de yaklaşan araba sesi olmasa sabaha kadar bakışırdık. Sonra sen parmaklarının ucunu öptün ve bana atarmış gibi yaptın; ben öpücüğü havada yakalayıp ağzıma atarmış gibi yapıp yuttum. Sen eve girdin ben gecenin ıssız sokaklarında yola koyuldum. Hafif yağmur yağıyordu ve ben Frank Sinatra tarzıyla Sıngın ın the rain parçasını mırıldanarak deli gibi ıslanıyordum.

Sabaha kalkamayınca hastalandığımı ev halkı anlamış, nane limon kaynatmışlardı bense yüksek ateşten hala şarkı söylüyordum. Hatta bir ara anneme: “Aney Frank amcanın şarkısı bu bildin mi kız dedim”!.. annemin kafasında soru işaretleriyle dolu o şaşkın bakışını hatırlıyorum. Evet!..bildim bu bizim köyde karşı evde oturan Süleyman’ın oğlu değil mi diyerek beni oldukça şaşırtmıştı.
Sahi nereden bildi?.

Her neyse fazlasına hastalığım müsaade etmediği için artık üstelemedim ve o gün iyice bir uyku çektim. Ertesi sabah annem elinde telefonum beni uyandırmıştı!.. “Frank amcanın kızı seni arıyor” diyerek telefonu bana uzattı.

Anlamıştım bu sendin. “Bebişim nasilsin”!.. “Ne oldu merak ettim”,... “Kıyamam sana”,.. “Beni çok korkuttun”!. neyin var! gibi beş dakikada tüm güzel kelimeleri sarf etmiştin, bense kanatlanip uçmuştum. Bu laflardan sonra bir ömür yagmurlarda dolaşip hastalanmayi da kafaya koymuştum.

“Ulan hasta olmaz mıyım ben sana be”!...
Annem hemen atıldı lafa “tövbe!..tövbe”!...
Sonra hatırlıyor musun? o gün buluşup kentin loş ışıklı parkında oturup geleceğin temellerini çiziyorduk. Sen eve dönünce krallar gibi karşılayacaktın beni bende her akşam o çok sevdiğin çikolatalarla seni kandıracaktım. Zaten şimdiden alışmıştın telefon edip uğramamı istediğinde;ben sorardım hayatım ne istiyorsun?.. Sen hemen aynı çikolatayı ima ederek “Hani uzun beyaz şey var ya canim”!..derdin. Hemen hazırlanır çıkardım seni kapıda görünce sormadan uzatıp verirdim. Artık günler peri masalı ötesindeydi,..seni gördüğüm her anda yeniden aşık oluyordum. Ve hiçbir zaman bu masalın bitmemesini diliyordum. Artık tüm günlerimde her umutlar yaşantılar Beethoven in Elise parçası tadında gidiyordu. Her anımızda sanki bir mühür gibi şarkılar mutluluğumuzu simgeliyordu,...hatırlıyor musun!. bazen annemleşir “Evet Sinatra bizim köyde oturuyor” derdin ama bilmiyordun Frank amcanın kızı sendin!.. Yıllar sevgimizden hiçbir şey eksiltmemişti,..seninle gurur duyuyordum, zorlu dünyada kolayımdın tek sevdiğimdin;benliğimde bir ömür hayatı başlatan o güzel kelimen vardı MERHABA!....işte onun gibi bir şeydin.

Seninle koca seneleri mühürlemiştik belki de çoktan zamanı geldi dediğimiz bir yüzükle kendimizi bin ömre hapsettiğimiz o günü hatırlıyor musun!.... Hayalimizdeki gibi her akşam sana çikolata alıyordum sonra unutmuş gibi yaptığım ve beni uzun süre kapıda bıraktığın zamanlarına kızmıyorum. “Bebişim aç kapiyi vallahi aldim işte bak”!...
“konuşsana çikolata”?..
“Hayatım kapıyı açarsan gerçekten görürsün bu konuşmayan çok tatlı bir çikolata”!..
.........!!!

Bu kelimelerimden sonra kapı yavaşça açılır önce eller uzatılır çikolatayı verince boynuma atılırdın. Elbiselerimi bir kenara bıraktıktan sonra kedi gibi sana çaktırmadan mutfağın yolunu tutardım. Sonra arkamdan mutfağa girip de “çek elini yemekten” demen yok mu!. Ben küsmüş gibi yapip dizerimin üstünde bildigim yemek şarkilarini söylerken arkamdan gülerek “tamam ben şimdi hazirlarim çikolata söyledi sen çok açmişsin bu gün”kelimesini söyleyene kadar susmazdım. Bundan sonra hayatımız yıllarca aynı tatta geçmişti bir iki değişiklik bizi de yakalamıştı belki hazırlıksız ama ben bu değişiklikleri çok seviyordum. Örneğin senin gibi bir kızımız vardı eve her dönüşümde hiçbir şey sormadan artık kapı açılıyordu ve karşımda senin ellerinin yanında iki minik el daha bekliyordu... Marketçi seviniyordu hasılatını belki de sayemde ikiye katlamıştı. Sana bir sır vereyim mi sen hala bilmiyorsun belki ama kızın senin babanın Frank amca olduğunu biliyor artık. Fakat köyde oturduğuna inanmadı. Sana doğum gününde söylemeyi düşünüyoruz. Seni çok seviyoruz. (Kırılan aynanın maske denemeleri/İsimsiz rüyalar/ )

Bu öğeyi yazdır