Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemize gönderi yapmadan önce kayıt olmanız gerekmektedir.

Kullanıcı Adı
  

Şifre
  





Forumda Ara

(Gelişmiş Arama)

Forum İstatistikleri
» Toplam Üye: 2
» En Son Üye: webadmin
» Toplam Konular: 159
» Toplam Yorumlar: 318

Ayrıntılı İstatistikler

Son Konular
Sirin Elma Masalı
Forum: İlk Okul Masalları Pdf
Son Mesaj: Sizinsayfaniz
23-05-2020, 10:09 PM
» Cevaplar: 1
» Okunma: 14,310
Neseli Ispanak
Forum: İlk Okul Masalları Pdf
Son Mesaj: Sizinsayfaniz
23-05-2020, 10:08 PM
» Cevaplar: 1
» Okunma: 10,185
Fil Fefe’yle Serçe Pırı
Forum: İlk Okul Masalları Pdf
Son Mesaj: Sizinsayfaniz
23-05-2020, 10:07 PM
» Cevaplar: 1
» Okunma: 9,203
Çizmeli Kedi Masalı
Forum: İlk Okul Masalları Pdf
Son Mesaj: Sizinsayfaniz
23-05-2020, 10:06 PM
» Cevaplar: 1
» Okunma: 8,411
Cesur Portakal
Forum: İlk Okul Masalları Pdf
Son Mesaj: Sizinsayfaniz
23-05-2020, 10:05 PM
» Cevaplar: 1
» Okunma: 8,563
Becerikli Domatesler
Forum: İlk Okul Masalları Pdf
Son Mesaj: Sizinsayfaniz
23-05-2020, 10:05 PM
» Cevaplar: 1
» Okunma: 5,447
Kayıp Kanguru Masalı
Forum: İlk Okul Masalları Pdf
Son Mesaj: Sizinsayfaniz
23-05-2020, 10:03 PM
» Cevaplar: 1
» Okunma: 5,519
NASRETTİN HOCA FIKRALARI
Forum: İlk Okul Masalları Pdf
Son Mesaj: Sizinsayfaniz
23-05-2020, 09:53 PM
» Cevaplar: 1
» Okunma: 5,742
Windows Otomatik oturum a...
Forum: İşe Yarar Bilgiler
Son Mesaj: Sizinsayfaniz
25-06-2019, 09:18 PM
» Cevaplar: 0
» Okunma: 10,123
ALCATEL MOVE SERIES - Alc...
Forum: Nasıl Bulurum?
Son Mesaj: Sizinsayfaniz
14-09-2018, 07:01 PM
» Cevaplar: 1
» Okunma: 16,758

 
  HÜLYANIN HÜLYASI
Gönderen: Sizinsayfaniz - 22-11-2008, 04:10 PM - Forum: HİKAYELER - Yanıtlar (1)

Her İnsan Bir yaprak değil midir ki; rüzgarın soysuz nefesinde savrulan. Herkesin telaşı ayrı, derdi ayrı. Yüreğinde türlü türlü hayalleri. Kimi pe etmiş artık düş kurmaktan, yalnızca gerçeklerin peşinde. Kimi gerçek nedir bilmez , çeşit çeşit hayallerin içinde.
İşte Hülya da onlardan biri sadece. Kim bu Hülya ? Adına yakışır bir hayalperest mi ? Yoksa sırtını mı dönmüş düşlerine ? Öyleyse ben anlatayım sen dinle :

Çocuk oldu .elleri çatlak, burnu sümüklü ;bakımsızlığı öğrendi. Sokaklarda gezindi, çöplerde oynadı. Yokuş aşağı naylon üstünde kaydı; özgürlüğü öğrendi. Utancı öğrendi yediği dayakla. Arka sıralardaki oğlana duyduğu ilginin aşk olduğunu öğrendiğinde ise , çoktan büyümüştü bile herkesin gözünde.Ama istemiyordu büyümeyi. Hiç doyasıya çocuk olmamıştı ki. İstemediği bir elbiseyi giymek gibi giydirdiler genç kızlığı üzerine. Almadan birşeyler vermeyi öğrendi evlendirildiğinde. Analığın zahmetlerini öğrendi tatlı uykuları bölündüğünde. Ve nokta koymayı öğrendi, iyi gitmeyen bir evliliğe.

Yine de tüm yaşadıklarına rağmen hiç vaz geçmedi hayal denizinde yüzmekten. Nasıl vaz geçer, nasıl pes ederdi. Hülya demek hayal demek değil miydi ki ?

-Daha dört-beş yaşlarındayken belliydi hayalperest biri olduğu, diyordu ana babası. ''canavar ayısı, ayı köpeği '' hayali kahramanlarıydı onun. Onlarla ilgili uyduruk masallar anlatırdı kardeşlerine. İlkokul çağlarına geldiğinde kendisini astronot olarak düşler, evreni kurtarırdı yaratıklardan. Onbeş'ine geldiğinde biraz daha gerçeklere yakındı düşleri. Sınıfın en hoş gencine takmıştı bile. Onun kendisine aşık olduğunu düşler, birlikte filmleri aratmayan maceralara sürüklenirlerdi. Onsekiz'ine basıvermişti ki hayallerindekine hiç benzemeyen bir adamın elini tutuşturuverdiler eline; Bu senin kocan dediler. Yine de sevdi onu insandır diye , gördüğü haksızlıklara rağmen. Hiç kızmadı, hiç gücenmedi. Farklı şartlar altında yetişse belki daha güzel şeyler sunabilirdi hülya'ya. Yirmidördünde çocuklu bir duldu artık.Ahlar, vahlar çekti çevresi. Zavallıcıktı onların gözünde.Ama hülya asla kabullenmedi yenilgiyi.

-Bırak bu sevdayı ,diyorlardı ona.
-Aç gözlerini,bak şu dünyaya. Acı çekmen gerekiyorsa yalnız acı çekersin. Kurduğun hayallerle kendini kandırma.

Neden olmasın diyordu Hülya. Neden olmasın.Torpilsiz iş olmaz diyorlardı, girdi şans dediler. Üniversite diye ayaklandı boş bir sevda dediler, o da oldu. Belki bir arpa boyu yol, belki de dağlar kat etti. Ama her düştüğünde kalkmayı, her kalktığında koşmayı öğrendi. Koştukça engelleri aşmayı, aştıkça mutlu olmayı öğrendi.Yine de yaşadığı her kötüyü sevdi, ona iyinin değerini öğrettiği için. Umutlarını umutsuzluğa teslim etmedi.
...
Hala hayalleri var geleceğe dair. Kimbilir belki bir belediye başkanı olur, düzensiz bir şehri cennete çevirmek niyetiyle. Belki de çılgınca sevdalı olduğu sanatla ilgili birşeyler yapar. Bir resim sergisi açar ya da bir kitap yazar. Bir motosiklet ve bir fotoğraf makinası alıp dağ bayır gezebilir. Arta kalmışsa güzellikten geriye birşeyler, tutar resmini çeker. Hiç belli olmaz ,bir bakmışsınız Hülya TEMA başkanı. Son bir umutla girişir mücadeleye. Belki de bir loto ikramiyesi vurur, trilyonlara kavuşur. O zaman ne mi yapar? Tabi ki Hawai Adaları'na kaçmaz. Ülkesinde akıllı bir yatırımla insanlara ekmek kapısı olabilecek işletmeler açar.

Güzel şeyler bunlar. Belki de hiç yaşanmayacaklar. Ama umut Hülyanın ekmeği. Ye Hülya

Bu öğeyi yazdır

  MARTILAR VAR KALBİMDE
Gönderen: Sizinsayfaniz - 22-11-2008, 04:09 PM - Forum: HİKAYELER - Yanıtlar (1)

Sadece dört ay kalacağım sonra yine buradayım abartmana gerek yok, ne olur bu kadar uzatmayalım bu konuyu diyerek sustu kız.Delikanlı hiç konuşmuyordu ,sadece kalbinin sesini dinliyordu .Ağlamak geliyordu içinden ama onun yanında yapamazdı.Onun üzüldüğünü görmek onun da ağladığını görmekle daha da kötü olacaktı.Hem gelince en iyi hastanelerde çalışacağım.Her hemşirenin eline geçmez böyle bir fırsat ne olur artık susmayı bırak bir şeyler söyle.Ben sadece kendim için gitmiyorum uzaklara ikimiz için, düşlediğimiz hayaller için gidiyorum dedi kız. Delikanlı kızın o hüzünlü gözlerine bakıp, git dedi. Sen en iyisini bilirsin mutlu olacaksan git. Senin mutlu olman beni de mutlu eder. Hem ilerde kuracağımız hayat için gidiyorsun değil mi?, o hayat ki bizi birbirimize bağlayan, sadece ikimizin hayatı.Kısa süren hayatlara inat git. Bizim hayatımızın uzun olması için git.....

İki gün olmuştu gideli. Onun özlemi göğsünde hissettiği ağrıdan daha kuvvetliydi. Doktora o gittikten sonra kematoropiye başlama sözü vermişti. Ama iki gün olmuştu hala gitmemişti hastaneye. Tedavisini, çalıştığı hastaneden başka hastanede yaptıracaktı. Kimsenin durumunu görmesini istemiyordu. Hayatında sadece O ve çalıştığı hastanedeki insanlar ve hastalar vardı. Kanser olduğunu öğrendiği gün nişanı vardı. Sanki böyle bir haberi beklermişçesine mutluluğunu bozmadı. Nişanda en mutlu kişi oydu. Sadece O’nun Amerika da burs kazandığını öğrendiği zaman yıkıldı.Çünkü biliyordu gideceğini onu hiçbir kuvvetin ,kanser olduğunu söylemesi dışında, durduramayacağını biliyordu. Onun o günkü mutluluğunu hala hatırlıyordu. Sanki uçacaktı, şimdi bir martı olmak isterdim dedi kız, sana her an uçmak için uzaklardan, beni çağırdığında, seni özlediğimde hemen yanında olmak için, duyduğu an karar vermişti zaten gitmeyi. Martılar o kadar uçamaz yarı yolda kalırlar dedi, ve özlediklerini belki de göremezler , Bir hayal işte hemencecik bozuyorsun beni. Mutluğumu çok görme lütfen ortak ol bana.Nasıl ortak olurdu ,döndüğünde belki de olmayacaktı yanında buna mı ortak olacaktı. Şimdi söylese gitmeyecekti biliyordu ama o mutluluk sihrini nasıl bozabilirdi. Nasıl onun eline verilen oyuncağı alıp onu acılara sürüklerdi. Söylemedi. Sadece git ve çabuk gel dedi. Öylece sarılıp kız kulesinin etrafında uçan martıları seyrettiler .....

Sessiz kalmak ayrılıklarda hep bir tarafı mutlu etmiştir diye düşündü. Şimdi mutlu olan bir kişi vardı ama o hayatta en çok mutlu olmasını istediği tek kişiydi. Bu sefer sessizlik amacına ulaşamayacaktı .Tedaviye başlayalı iki gün olmuştu. O gideli bir hafta. Her gün arıyordu ve her aradığında başka beyaz yalanlarla karşılıyordu onu. Yıllık izni yoktu ama doktor arkadaşı onun için bir şeyler ayarlamış ve iki aylık bir izin koparmıştı başhekimden. Hasta olduğunu sadece o biliyordu.

Saçları dökülmüştü. En çok saçlarıyla oynardı eliyle tarar masaj yapardı. Şimdi birkaç cılız saçtan başka bir şey kalmamıştı kafasında. Çalışırken hastanede hep kemoteropi olan hastalar görürdü. Ne hissettiklerini hiç düşünmemişti. Belki duyarsızlıktı ama buna üzülmesine gerek yoktu artık, ne hissettiklerini çok iyi biliyordu şimdi. Boktan bir durumdu ne yediğinizin farkındasınız ne içtiğinizin her dakika miğde bulantısı, garip bir duygu. Ölüm sanki ensenizde soluyor.

Martıların sesini yattığı yerden duyabiliyordu. Garipti, deniz kokusunu alamıyor ama denizin ve martıların sesini duyabiliyordu. İlaçlar koku alma duyusunu hafifletmişti. Belki de iyi olmuştu, yediği o garip yemeklerinde kokusunu almıyordu. Şimdi burada olsa onunda kokusunu alamayacaktı. O okyanus kokusuyla karışık gül kokusunu.

Saatlerce uyuyordu, telefonu titreşime almış elinin altına koymuştu kazayla bir kere bakmasın O’nun telefonuna, tedavide aldığı acılardan daha fazlasını yaşardı biliyordu.
Sonu olmadığını biliyordu bu tedavinin daha doğrusu kendisinin sonunun olduğunu biliyordu bu tedavinin. O şimdi uzaklarda hastalara nasıl yardım edeceğini öğreniyor kendisi ise bir hasta nasıl olur bunu görüyordu. Hastanede tanışmışlardı. Ayrılıklarının ve acılarının bir hastane odasında başlamasını istemiyordu. Onu tanıdığı an ve en son gördüğü an ile hatırlamak istiyordu. Sana resimlerimi gönderdim maillerine bakarsın demişti telefonda ama o kafasındaki tüm şifreleri unutmuş sadece onun adını hatırlıyordu.” Deniz” Martıların üzerinde dans ettiği balıkların can bulduğu deniz. Elinde olsa denize atılmasını isterdi naaşının, sanki onun içinde kalacakmış gibi. Ama toprakta olacaktı ,geldiğimiz yer değil mi zaten ........

Kimsecikler gelmiyordu ziyaretine ki zaten kimse bilmiyordu burada yattığını ara sıra doktor arkadaşı geliyor yanında bir saat duruyor sonra gidiyordu. Dışarıda da devam edebilirdi tedaviye ama onu bu halde biri görüp gerçeği ona söylerler diye düşünüp hastanede kalmayı tercih etmişti. Tam bir ay olmuştu o gideli ,koca bir ay, şimdiye kadar iki günden fazla ayrı kalmamışlardı. Her iki gün bir ay ederse tam on beş aydır ayrı idiler.

Küçük bir arkadaşı vardı birde hastanede beş yaşında bir kız çocuğu, oda aynı tedaviyi görüyordu. Ara sıra yanına geliyor ona yaptığı resimleri gösteriyordu. Son geldiğinde ona denizin üzerinde uçan martıları yaptığı resmi hediye etmiş altına da “iyileşip senle deniz kenarında gezelim” yazmıştı. Adı onunda Denizdi. Rastlantılara inanmazdı pek ama sanki onun eksikliğini doldurmak için çıkmıştı karşısına bu küçük kız. Ona bakıp gelecekle ilgili hayaller kurmak istiyordu ama göremediği bir geleceği düşlemek içini tuhaf yapıyordu.Bir keresinde yanına gelip abi senin karın varmı? diye sormuş yoksa benimle evlenirmisin? demişti.O da hemencecik kabul etmişti bu garip evlilik teklifini, ertesi gün elinde bir gelin ve damat bulunan resimle gelmiş üstlerine adlarını yazmıştı. Deniz tedaviye iki ay dayanmıştı.Babasının kollarında can vermişti. Uzun yıllar ağlamadığını hatırladı onun öldüğü gün ağladığında.


Her akşam dakikalarca konuşuyorlardı onunla, hiç konuşmadan onu dinliyor neden konuşmuyorsun dediğinde sen anlat burası aynı ,bıraktığın gibi değişen bir şey yok haberler sende diyordu.O da hemencecik devam ediyordu, o gün gördüğü yerleri anlatıyor kaldığı evin penceresinden özgürlük anıtının gözüktüğünü söylüyordu.Ama kız kulesini hiçbir şeye değişmem diyordu. Penceresinin özgürlük anıtını gören yerine kız kulesinin resmini yapıştırmış birde altına resimlerini koymuştu sanki İstanbul’ daymış gibi. İyi ki İstanbul’da değilsin diye düşündü iyi ki değilsin.

İki gündür hiçbir şey yemiyordu yediği her şeyi çıkarıyordu. Sadece biraz meyve suyu içiyor birazda pirinç lapası yiyordu. Gözünü pencereye dikiyor ara sıra gelen martıları kaçırmak istemiyordu. Baş ucuna asmıştı küçük Deniz’in yaptığı resmi birde O’nun resmini. Daha mı duygusal olmuştu bilmiyordu ama artık ağlıyordu. Özlemine ,acısına artık dayanamıyordu. Onu görmeden gideceğini en başında biliyordu ,alıştırmıştı kendine bunu ama artık olmuyordu. Özlüyordu O’nu lezzetini artık alamadığı su gibi ekmek gibi, Kız Kulesinin üzerinde uçan martılar gibi.


Martılar uzun zamandır gelmiyorlardı penceresine , denizin sesi yoktu artık, telefonun titreşimini de hissetmiyordu. İki gündür telefonunu şarja taktırmayı da unutmuştu.Onun sesini de duymuyordu artık duysa bile cevap veremezdi zaten.


Ertesi gün Küçük Deniz geldi yanına, birde penceresine bir martı . Vakit gelmişti. Küçük Deniz elinden tuttu. Birlikte uçan martıyı takip ettiler mavi denizin üzerinden kız kulesini selamlayıp İstanbul’a veda ettiler .


İstanbul bir hikayedir.Kahramanı çok yazarı çok.
İstanbul bir bahanedir sevmeye, sevilmeye
İstanbul bir martıdır.Yüreklerde uçan. Değerini bilen yok

Bu öğeyi yazdır

  KUYRUKLU YILDIZ
Gönderen: Sizinsayfaniz - 22-11-2008, 04:09 PM - Forum: HİKAYELER - Yanıtlar (1)

Yağmur, esir aldığı şehri yeni serbest bırakmış, Güneş bulutların arasından çıkıp çıkmamakta kararsız ihtişamlı şehri izlemekteydi. O sabah penceresinden bakan insanlar güneşin bu çekingen tavrına rağmen günün iyi geçeceğini anlamışlardı. Mutluluk kimilerine sabahın erken saatlerinde kendini belli etmişti. Ama mutluluk zaman ve mekan farklı olduğunda hep var olmuyordu, öyle anlar vardı ki, ne sıcak ne soğuk ne güneş, acıya engel olamıyordu bu büyülü şehirde bile. Bu şehir öyle bir şehirdi ki o muhteşem görüntüsünün altında nice zindanlar saklıyordu. Nice aşklara mezar olmuş hikayelerin, baş kahramanıydı bu şehir. Bu şehir ki nice ülkelerin yıkılışına, nice hükümetlerin bitişine nice yuvaların ve aşkların yok oluşuna tanık ve neden olmuştu. O masum, kendine hayran bırakan görüntüsünün altında, sarayların kıskanç cariyelerini taşıyordu ruhunda. Hep o sevilecekti, hep ona hayran kalınacaktı, en güzel şarkılar onun için bestelenecek, şiirler onun için dile getirilecekti. Bu şehir İstanbul’du.........İstanbul, o gece kendisini uzun yıllardan sonra görmeye gelecek aşkına hazırlıyordu. En güzel şalını giymişti. Üstünde binlerce yıldız olan lacivert şalını.

*
uzun yıllardan sonra tekrar gelmişlerdi İstanbul’a, adam elindeki bavulu, yıllarca bir çok ayrılığa, nice kavuşmalara tanık olmuş, garın emektar yolunda sürmeye başladı, bir eli ile de yaşlı kadının elini sıkıca tutuyordu, Birlikte martıların sesinin geldiği yöne baktılar, her şey sanki yetmiş iki yıl önceki gibiydi. Deniz yine mavi, martılar yine üzerinde dans ediyorlardı. Gözleri birbirine değdi ikisinin. Bir damla yaş akıyordu yaşlı kadının yanağından, ama gülümsüyordu. Adam yavaşça eliyle kadının yanağından akan gözyaşını sildi, eli bir süre öylece kaldı kadının yanağında... Yolun kenarından yürüyerek denizi seyrettiler, bir an olsun elleri ellerinden ayrılmadı. Şu an düşünecekleri en son şeydi ayrılık. Yıllarca ülke ülke dolaşmışlar, aşklarının doğduğu şehrin ve bu şehrin beslediği anıların özlemi içinde yaşamışlardı. Hiç çocukları olmadı ama çocukları gibi sevdiler İstanbul’u, onca sene sadece bir kez geldiler. Uzun yola dayanamıyordu kadın, hem astımı vardı hem de artık diğer hastalıklarını önemsiz yapan bir hastalığı. Onlarca doktor gezdiler ama hepsinin söylediği aynıydı......


Uzun bir otobüs yolculuğundan sonra gelebildiler sahildeki parka, yetmiş iki sene önce burada tanışmışlardı, ilk kez kalplerinin şu anki gibi attığını o zaman anlamışlardı. Adam ilerdeki saat kulesini gösterip, kulenin yanında , eski lunaparkın yerinde duran büyük binayı işaret etti. Saat kulesine bakarken kadını ilk kez masumca öptüğü geceyi hatırladı, birde ilk işe başladığı zamanı, bu saat yüzünden geç kalmıştı ilk iş randevusuna. Kadının gözü başka yerdeydi, ilerde sandallarla gezen insanlara bakıyordu, onlarda kaç kez geçmişlerdi bu sahilden sandallarla, sonra ileride mendil satan çocukları gördü, çocuklar insanların peşinden koşuyor, ağlıyor yalvarırcasına mendil satmaya çalışıyorlardı, bu çocuklar yoktu eskiden diye düşündü , içinde var olan ağrısı bir kat daha arttı. Değişmişti İstanbul, onlara aşklarını armağan eden şehir değildi sanki burası, kendileri gitgide yaşlanırken İstanbul gençleşmişti, daha alımlı daha süslü gözüküyordu sanki, ama yüzüne tonlarca boya sürülmüş, masumiyeti alınmış uzak doğu kızları gibi.

Saatlerce bankta oturup her gördükleri şehir izlerinden bir anı çıkardılar, kah güldüler kah birlikte ağladılar, kadın adamın gözyaşını adam kadının gözyaşını sildi, yıllarca olduğu gibi. Adam doğduğu şehrin bu kadar değişmiş olduğuna üzülürken bu garip değişime tanık olmadığı içinde mutluydu. Kadın çantasından çıkardığı eski resme bakıp, sonra şöyle bir etrafına baktı. Onca yolu, onun için geldikleri şehir değildi burası. Değişmeyen her iz onları mutlu etmeye yetmişti yinede, bir ara yanlarına tavşanıyla bir adam geldi, fal baktırdılar tavşana, çıkan yazı pek onlara göre değildi, evlilik var diyordu ama yinede mutlu oldular bu değişmeyen eski anıya. Evliliklerinin tam yetmişinci yılında idiler, aşkı tatmalarının da yetmiş ikinci yılı. Yine tam bu günde tanışmışlardı, kuyruklu yıldızın İstanbul’u son ziyaretinde....


İstanbul en güzel kokusunu sürünmüş en güzel giysilerini giymişti o gece, dolunay başında bir taç gibi duruyordu bu cazibeli şehrin, yıldızlar bu tacın sanki taşlarıydı. Balıkçılar o gece balığın çok olacağını düşünüyorlardı ve denizin üzerine birer oyuncak kayık gibi yayılmışlardı sandallarıyla, sandallar yakamozları delerken, dalgalar kıyıya vuruyor , rüzgar bir nefes gibi okşuyordu İstanbul’u, sevgililer parklarda birbirlerine sarılmış geleceği düşünüyorlardı, umut dolu. Yetmiş iki sene önceki gibi....


Kadın, başını adamın omzuna koymuş eskiden kalma bir şarkı söylüyordu nihavend makamında, adam sessizce eşlik ediyordu kadına. Elleri birbirine kenetlemiş, aynı noktaya bakıyorlar aynı şeyleri düşünüyorlardı. Burada başlayan o aşk dolu hayatları bir film gibi geçiyordu gözlerinden, farklı ülkelerde yaşadıkları o mutlu günler onları yine başlangıca getirmişti. Yetmiş iki sene önce yıldızın İstanbul’dan geçtiği güne

İstanbul ellerini uzattı sevgilisine, yıldız bir öpücük kondurup öylece kayıp gitti uzaklara, İstanbul yine aldanmıştı, elleri yine boşluğu yakaladı. Sanki onca bitirdiği hayatların öcünü alıyordu yıldız ondan, kayıp giderken uzaklara....

Gözleri yıldızı izledi öylece adamın, kadının gözleri kapalı, cansız elleri adamın avuçlarındaydı, adam bir öpücük kondurdu kadının aralık dudaklarına, bu gecenin son gece olduğu biliyorlardı, bir başlangıcın ve sonun olduğu içlerine doğmuştu sanki, onca yolu bu sonun bir başlangıç olabilmesi için gelmişlerdi. Onca sevgi dolu geçen hayatlarının sonunda ayrılığa da bir başlangıç gibi başlamak istiyorlardı.Adam sımsıkı sarıldı kadına. Yakında kavuşacaklarının vermiş olduğu mutlulukla gözünden akan gözyaşını sildi. Kadının söylediği o nihavend şarkı şimdi uzaklarda yankılanıyordu.

Şimdi uzaklardasın gönül hicranla doldu,
hiç ayrılamam derken kavuşmak hayal oldu

Bu öğeyi yazdır

  SULTAN KADIN
Gönderen: Sizinsayfaniz - 22-11-2008, 04:08 PM - Forum: HİKAYELER - Yanıt Yok

Herkesin kendine göre bir İstanbul’u var. Kimine göre peygamberimizin övdüğü, fethini müjde verdiği kutlu bir şehir. Kimine göre sahabesi ve evliyası bol şehir. Kimine göre de nice ana kuzularını yutan, ocakları karartan şehir. İstanbul! Nice umutlar taşındı sana diyar diyar, uzak yakın demeden. Nice sevdalar yangın oldu, yürekler dağlandı. Tükendi bir bir umutlar; ama sen ama sen yine gelme diyemedin. Çünkü; sen güzeldin, güzel olmayı sevdin. Sevilmek ise senin adındı. Gecen başka, gündüzün bir başka güzeldi. Yıldızlar kandil gibi süslerdi karanlık gecelerini; ama sen, ama sen yine karanlık sokaklarında tükenişlere dur diyemedin.

O da bir umut diye düşmüştü senin yollarına. Ardına bakmadan ayrılmıştı ana ocağından. Fakat, neden gurbete çıktığını kendisi de bilmiyordu. Yaradan’dan sonra bir kale gibi sığındığı erkeğinin peşi sıra düşmüştü gurbet yollarına. İşte böyle başladı onun hayat hikayesi...

İlk zamanlar şehrin güzelliği çarpmıştı Sultan kadını. Deniz görmüştü uçsuz bucaksız; üzerinde nasılda nazlı nazlı sallanıyordu gemiler. Martıların balıklarla raks edişini ve birde masallarda dinlediği Kız Kulesi'ni görmüştü. Camileri vardı; duruşları heybetli. Hele asmalı köprüsü ne de yakışmıştı gerdanına inciler takmış genç kızlar gibi. Yüksek binaları vardı buraların, göğe doğru tırmanmış. Kıyameti andıran kalabalıklar gördü. Kısa zamanda çok şey görmüş ve duymuştu.

Sanki bir rüya gibiydi hayat. Fakat rüyalarında bir sonu olduğunu bilemedi Sultan kadın.
Hayat hemen gerçek yüzünü göstermişti. Çileyle kazandıkları varlıklar gün be gün kayboluyordu hayatın aynasında. Önceleri iyiden iyiye giden işleri bir bir bozulmaya başladı. Her geçen gün hayat biraz daha öğütüyordu umutlarını. Ve bir gün yalnızlığın dipsiz karanlıklarında buldu kendi. Çığlıkları kayboldu İstanbul’un sessiz kalabalığında.

Nedense sadakatle bağlı olduğu erkeği terk etmişti önce onu. Bir gece uykusuz ve korkulu bekleyişin ardından 7 çocukla kalakalmıştı hayatın kıyısında sahipsiz. Artık hayatın kahır dolu yükünü bundan sonra tek başına sırtlayarak götürecekti. Çökmüş omuzları, ezilmiş yüreği, yıkılmış hayalleri, tükenmiş umutlarla dolu bedenine inat hayata tutunmaya çalışırken gördüm bir gün onu. Ümraniye Kazım Karabekir mahallesinde yıkık dökük bir evde yaşamak adına dik durmaya çalışıyordu Sultan kadın.

Komşularından duymuş, yoksul ve kimsesizlere belediyelerin yardım yaptığını. Utana sıkıla geldiği devlet kapısında nasıl ne şekilde karşılanacaktı bilmiyordu. Çekingen tavırlarla geldiği yanı başıma, kimi ve ne aradığını sordum. “Hangi kaybettiğimi sorayım?” diye güldü yüzü. Ama baharı anımsatan gülüşün ardında yürekleri titreten fırtınalar esiyordu. Gözlerinden boşalacak sağanak yağmurlara inat, kirpiklerini inatla sıkıyor akmasına izin vermiyordu kırgın bakışlı gözler. “Günlerdir açız! Ne olur bize biraz yardım edin!” diye yalvardı kahır dolu yürek. Önce dinlenin dedim. “Gün ola harman ola, dualar müşterek ola. Görelim Mevla neyler, neylerse güzel eyler”.

“Hayat neden bu kadar acımasız?” diye sordu Sultan kadın. Gözleri artık dinlemiyordu kendisini, yanaklarına doğru yüreğini acıtarak akıyordu gözyaşları. “15 yıl önce Bingöl’den büyük hayaller kurarak geldik bu şehre. Bir çok ilçe gezip dolaştık durduk. Ne aradık bende bilmiyordum. Halen olmuş başımızı sokacak bir evimiz bile yok diye başladı sözlerine. Eşim bir gece ansızın ardına bakmadan bir başka kadınla 7 çocuğumuz ve beni yapayalnız İstanbul’un karanlık sokaklarında bırakarak kaçtı dedi. Neye ve kime nasıl güvenecektim, günlerce ağlayarak düşünüp durdum. Sonra ben neyse bu yavrucaklar aç ve susuz nasıl yaşayacaktı? Onları kim sahiplenecekti? Bilmiyorum. Bildiğim tek şey artık hayatın bu ağır yükünü taşıyamayacağım. Gün oluyor aç aç uyuyor, gün oluyor bir lokma ekmeğe kırk kapı dolaşıyorum. Babalık bu kadar ucuz mu?” diye hayıflandı çatlamış dudakları.

Kan rengine dönen mahzun gözlerinde nefret en acımasızlığıyla görünüyordu. “Ben bir kadınım; belki güçsüz görürler ama vicdansız ve merhametsiz bulamazlar. Çünkü; ben bir anayım, yürek doluyum” dedi Sultan kadın. Söyleyin babalara, bu kadar yüreksiz olmasınlar. Hayatın kıyısında biçareleri koyup kaçmasınlar. Onların tükenişlerine seyirci kalmasınlar. Söyleyin babalara! emanete ihanet etmesinler; analarından emanetiniz, emanetimdir diye aldıkları kadınları kurtlar sofrasına atmasınlar. Söyleyin babalara! hayatı çocuklarının küçük ama, kocaman yüreklerinde arasınlar!..”

Gerisini getiremedi Sultan kadın. Acıyan kalbine yavrusunun başını bastırarak durdurmaya çalışmıştı. Gerekli mercilere nasıl başvurulması gerektiği konusunda yol yordam gösterdim. Umut dolu heybelerinin yanına azık olarak biraz ekmek, biraz da katık olsun diye yiyecek bir şeyler koydum. Duayla, minnetle ayrılmıştı Sultan kadın.

Sevgili dostlar, her birimizin yanı başında nice hayata kırgın ama onun en acımasız şartlarına inat ve azimle direnmeye çalışan kahraman yürekler var. Gelin çevirelim başımızı, uzatalım elimizi bir umut filizi de biz dikelim. Umutlar yaşasın; ocaklar sönmesin.

Bu öğeyi yazdır

  POKER
Gönderen: Sizinsayfaniz - 22-11-2008, 03:52 PM - Forum: KÜÇÜK OYUNLAR - Yanıtlar (1)

Şansınızı denemek için poker oyunu kurulum gerektirmeden indirip hemen oynayın

[indir=http://www.sizinsayfaniz.com/dosya/POKER.EXE]POKER[/indir]

Bu öğeyi yazdır

  SATRANÇ
Gönderen: Sizinsayfaniz - 22-11-2008, 03:50 PM - Forum: KÜÇÜK OYUNLAR - Yanıtlar (1)

Zeka oyunu satranç bilgisayarınıza indirip yüklemeye gerek kalmadan hemen oynamaya başlayın.

[indir=http://www.sizinsayfaniz.com/dosya/satranC.EXE]SATRANÇ[/indir]

Bu öğeyi yazdır

  TAVLA
Gönderen: Sizinsayfaniz - 22-11-2008, 03:48 PM - Forum: KÜÇÜK OYUNLAR - Yanıtlar (1)

Kurulum gerektirmeyen küçük ve zevkli bir tavla oyunu

[indir=http://www.sizinsayfaniz.com/dosya/Tavla.exe][/indir]

Bu öğeyi yazdır

  SOLO TEST
Gönderen: Sizinsayfaniz - 22-11-2008, 03:07 PM - Forum: KÜÇÜK OYUNLAR - Yanıtlar (1)

Eskiden çok oynadığıom oyunun bilgisayarlar için olanı çok seveceksiniz.

[indir=http://www.sizinsayfaniz.com/dosya/Solotest.EXE]SOLO TEST OYUNU[/indir]

Bu öğeyi yazdır

  OKEY OYUNU
Gönderen: Sizinsayfaniz - 22-11-2008, 03:05 PM - Forum: KÜÇÜK OYUNLAR - Yanıtlar (1)

Kuruluma gerek kalmadan hemen oynaya başlayabileceğiniz bir okey oyun.

[indir=http://www.sizinsayfaniz.com/dosya/Okey.exe]OKEY OYUNU[/indir]

Bu öğeyi yazdır

  DART
Gönderen: Sizinsayfaniz - 22-11-2008, 03:03 PM - Forum: KÜÇÜK OYUNLAR - Yanıtlar (1)

Bilgisayar ekranınızda dart ve mausla hedefi vurmaya çalışın zevkli ve dinlendirici bir oyun.

[indir=http://www.sizinsayfaniz.com/dosya/dart.exe]DART OYUNU[/indir]

Bu öğeyi yazdır